0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
%

Yalçın Küçük: Mücadeleyle geçmiş bir ömrün izdüşümleri

Çağatay Altundaş

Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden Yalçın Küçük, 6 Nisan 2026 Pazartesi günü, 87 yaşında –o çok sevdiği tabirle– dünyamızdan “göçtü”.

İlk gençlik yılları itibarıyla, güzel ülkemizin ciddi bir aydın damarını temsil etmiş, hep devrimci bir çıkış aramış Küçük’ün yaşamı, yüzeysel olarak ele alınırsa anlaşılması güç çelişkilerle doludur. Oysaki Küçük’ün “çıkış”ı, renkli kişiliği, iflah olmaz iyimserliği/muzipliği ve siyasal aranışçılığıyla devrimci bir siyasal kopuşun imkânları üzerinedir.

Bu kısa yazıda, Yalçın Küçük’ün eserlerini hakkıyla ele almak ya da devrimci arayışını hakkıyla özetlemek mümkün değil. Ülkemizin önemli siyasal uğraklarında aldığı tutumu ve rolünü anlatmak ise mücadele azmini yitirmeyen, hep iyiyi, güzeli arayan insanımıza borcumuzdur.

Yalçın Küçük Kıbrıs gazisi olması nedeniyle askeri törenle uğurlandı.

'Birincilikle girdim, birincilikle atıldım'

Küçük’ün kimliğinin şekillenmesi Mülkiye yıllarında başlar. Bayar-Menderes istibdadının yoğunlaştığı, Cumhuriyet devrimlerinin aşındırıldığı, düzenin ordu, yargı gibi temel unsurlarında rahatsızlığın büyüdüğü ve üniversitelerin adeta kaynadığı bir devirdir. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Turhan Feyzioğlu’nun görevden alınması sonrası yükselen öğrenci hareketliliğinde öğrenci önderi olarak karşımıza çıkar. Yeni kurulan Fikir Kulüplerinin sekreteridir. Kulübün başkanıysa bir başka çalışkan aydınımız Taner Timur’dur. Küçük, henüz yirmili yaşlarının başında ciddiyeti, çalışkanlığı ve zekâsıyla öne çıkacaktır. Bundan olsa gerek, Mülkiye’den kovulan hocaları Feyzioğlu, bir gece, Bahçelievler’deki evinde, yirmilerinin başındaki bu iki gençle “CHP’ye mi girsem, Hürriyet Partisi’ne mi?” diye ciddi ciddi tartışacaktır.

Henüz ortada ciddi bir sosyalizm fikri, “teorik ihtilalcilik” gibi kavramlar yoktur. Küçük, bu dönemi “Solcu olmaya çalışıyorduk; bilmiyorduk” diye anlatacaktır. “İki önyargımız vardı: İnsan, edebiyatçı olmasa bile edebiyatla yakından ilgilenmeli. İnsan, aydın olmalı.” Ömrü bu iki önyargısı üzerinden biçimlenecekti.

Ankara'daki Devlet Planlama Teşkilatı binası.

Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Marksizme uzanan yol

Bayar-Menderes istibdadı karşısında yükselen toplumsal huzursuzluk, 27 Mayıs askeri müdahalesiyle “aşılacaktı”. Küçük, 27 Mayıs’ı daha sonra, inatla, “büyük bir devrim” olarak anacaktır. Düzen kendi restorasyonuna gidiyordu: Bu dönemde “Eksik kalan devrimi tamamla” ve “kalkınma” gibi paradigmalar öne çıkar.

Mezuniyetinin ardından Devlet Planlama Teşkilatı'nda göreve başlayan Küçük, bu kurumda Uzun Vadeli Planlar Dairesi Müdürlüğüne kadar yükseleceği başarılı bir dönem geçirir. Bu dönemde, aydın muhalefetinin ve yükselen gençlik hareketinin kendi içinde yaşadığı derin kırılmalara tanıklık eder. Bayar-Menderes istibdadına karşı daha liberal bir tavır takınan, kalkınma ülküsüne yakınsayan Forum dergisi ön plandadır.

27 Mayıs sonrasıysa radikal çıkışların dönemidir. Sendikacıların kurduğu Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Partisi (TKP) kökenli aydınların partiye canlılık getirmesiyle dinamik bir muhalefet yürütecek, aynı devirde Yön dergisi ise “eksik kalan Kemalist devrimi” tamamlamayı şiar edinecekti. Kemalizme eklenmiş kalkınma paradigması yerel bir “sosyalizm” fikrinin yükseldiği uğrağa gidecektir. Devir, yurtseverlik duygusunun ve kalkınma fikrinin insanları sosyalizme taşıdığı bir döneme açılacaktır. Küçük’ün “ağaçların bile sola eğildiği” dediği bu dönem, geleneksel aydınımızı Marksizme taşıyan dinamikleri de çekirdeğinde barındırır. Küçük, bu dönemde Yön’de imzasız yazılar paylaşır; ODTÜ Ekonomi-İstatistik bölümünde öğretim üyeliği yapar; TİP üyesidir. 1960’ların sonunda, Milli Demokratik Devrim tezinin karşısında şekillenen Sosyalist Devrim teorisinin önce katkıcısı olacak, ilerleyen yıllarda ise tezi sahiplenecektir.

12 Mart sonrası: Yenilgiye karşı açılan teorik ihtilalcilik bayrağı

12 Mart sonrası siyasetin damarları yeniden genişlerken, Küçük siyasete teorik bir boyut katan, Lenin’den sık sık alıntıladığı tabirle “çubuk büken”, ön açıcı, yaratıcı, polemiğe kapı aralayan eserleriyle öne çıkacaktır. Bilimadamı kimliğiyle politik tutkularını harmanladığı bu dönem, Türkiye’ye dair Marksist çözümlemede eşik atlatacak çalışmaların da habercisidir. İngiltere’de yoğunlaştığı Sovyetoloji çalışmaları yine bu uğrakta meyvelerini verir. Planlama, Kalkınma ve Türkiye, Endüstrileşme Sürecinin Temel Sorunları (Daha sonra Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşuna kaynaklık eden eseri), Türkiye Üzerine Tezler’in iki cildi (en başta iki cilt olarak planlanmıştır), Bir Yeni Cumhuriyet İçin hep bu dönemin ürünleridir. Küçük, bir yandan sosyalist kuruluş sürecinin tarihsel uğraklarını yerli yerine oturturken, diğer yandan Türkiye tarihine dair sınıfsal bir çözümleme sunuyordu. Cumhuriyet’in kuruluşunu devrimci bir eleştiriye tabi tutuyor; rejimin daha sonra aldığı yolun ve Soğuk Savaş’la birlikte kök salan iflah olmaz Amerikancılığın izlerini sürüyordu. Meramı, daha sonra ifade edeceği biçimiyle, netti: “Nasıl çözüldüğünü anlamak için nasıl kurulduğuna bakmak gerekir.”

Küçük, solun devrimci bir biçimde Cumhuriyet’i aşması için delişmen, ihtilalci inadıyla yol açmaya çabalarken, dönemin Türkiye sosyalist hareketi, Ecevit CHP’sinin “mavi karanlığına” yöneliyor, öznel eksikliklerini bağımsız siyasi programla aşmak yerine, programın ve Sosyalist Devrim teorisinin feda edildiği “birlik” fetişizmine doğru yol alıyordu. Küçük’ün üyesi olduğu ikinci TİP de bu süreçten payını alacak, daha radikal bir çizgi izlemeyi savunan TİP üyeleri, başta Yalçın Küçük olmak üzere, anti-komünist ve anti-Sovyet olma suçlamasıyla partiden ihraç edilecekti. İhraç edilen arkadaşlarıyla beraber 1979’da Sosyalist İktidar dergisini çıkarmaya başlayan Küçük için sorunun tarifi netti: İktidar perspektifi yoksunluğu ve gelmekte olan yenilgiyi baştan kabullenme. Teoriyle ciddi bir ilişki kurulurken, ayakları ülkesine sapasağlam basan, özgün çözümlemeler üretme çabası bir sonraki dönemin de habercisi olacaktır. İhtiyaç, teorik ihtilalciliktir.

12 Eylül sonrası: Yeni bir devrimci kuşak yaratma ve aydına “Topçu Atışları”

12 Eylül’ün solun üzerindeki asıl etkisi, fiziki şiddetinde değil, ideolojik şiddetinde ortaya çıkacaktı. Bu dönem, devrimciliğin “psikolojik rahatsızlık”, “hastalık” olarak tarif edildiği, genç aydın adaylarının ülkesiyle kurduğu bağın zayıflatıldığı, örgütlenme fikrine yoğun saldırıların yapıldığı, aydından büyük siyasal hedeflerin, mücadele azminin, ütopyanın söküldüğü, “sınıf” yerine “kimlik” siyasetinin zerk edildiği, yavan bir demokrasiciliğin kutsandığı, ekonomik liberalizme sosyalizm karşıtlığının, devrim fikrine düşmanlığın el ele dayatıldığı bir dönemdir.

Ödev bellidir: Küçük, bu saldırıya direnenler arasında en başta bayrak açacaktır. Bu dönem, Küçük’ün bir aydın olarak en üretken olduğu dönemdir. Bir yandan hacimli, basit bir aydın tarihi olmanın ötesinde, Türk aydınına mücadele birikimini ve iktidarcı köklerini anımsatan Aydın Üzerine Tezler’i birer birer yayımlıyor; öte yandan genç aydın adaylarına kültür-sanat alanı üzerinden yapılan saldırılara, bireysel özgürlüğün pornografik bir cinselliğe daraltılmasına, her türlü bağlanmanın aşağılanmasına, solculuğun bir tür vasatlığa indirgenmesine isyan ediyordu: Bilim ve Edebiyat, Küfür Romanları, Estetik Hesaplaşma, İtirafçının İtirafları bu aranışın ürünleridir. Ülküsü olmak, hülyalı olmak, ülke sevgisi, “kavgacı bir baş” Küçük’ün “eylülist” saldırı karşısında yaptığı topçu atışlarıdır. “Pişmanlık yasasının olduğu yerde özeleştiri vermeyiz”, “Saldırdıkları bizim dünyamız, savunacağız”, “Örgütsüz güzellik olmaz” diyerek devrimci bir kanal açmayı deniyordu.

Küçük, bu dönem sadece kitaplarıyla direnmiyordu: Toplumsal Kurtuluş dergisinin etrafında devrimci bir öbek yaratmaya çalışırken, Aziz Nesin’le beraber öncülük ettiği Aydınlar Dilekçesi’yle, eylülist rejimin sahiplerine kolay kolay pes etmeyeceklerini ilan ediyordu. Üniversitelerin yaşadığı kuraklaşmayı Ekin-Bilar örgütlenmesiyle, Aziz Nesin’le birlikte, aşmaya çalışacak; genç kuşaklara bilgiyi, öğrenme sevgisini aşılamak için çabalayacaktı.

Sosyalizmin geride bıraktığı dünya: Düzeni nereden sarsmalı?

80’lerin sonu ve 90’ların başı, sosyalist bloğun yıkıldığı ve işçi sınıfı hareketinin geriye düştüğü bir çöküş evresiydi. Ne var ki sermaye düzeni bu kez hiç alışık olmadığı bir krizle, yoksul Kürt köylülüğünün alevlendirdiği ulusal hareketle karşı karşıyaydı. Dönemin sosyalistleri bu dinamiğin Türkiye devrimi için taşıdığı potansiyeli tartışırken; Yalçın Küçük, ulusal hareketi düzenle uzlaşmaya değil, devrimci bir kopuşa “yönlendirmeye” çalışmış ve Türkiye devrimine entegre etmenin yollarını aramıştır.

Daha sonra DGM’de yargılanacağı Kürtler Üzerine Tezler, bu dönemin ürünüdür. Yine bu dönemde Abdullah Öcalan’la yaptığı söyleşileri (Kürt Bahçesinde Sözleşi) kitaplaştırmıştır. Fakat dönem, başka kapıları açacaktır. Küçük, bir aydın canlılığı yaratmaya çalışırken daha dar bir çevrede etkilidir; karşısında ise gittikçe yükselen, kendi iç sınıfsal çelişkileri şekillenen, bu sınıfsal çelişkiler doğrultusunda ve sosyalist bloğun yokluğunda emperyalist merkezlere yanaşmaya başlayan bir hareket vardır. Küçük’ün yaklaşımı bu noktada tutmayacaktır.

90’ların ikinci yarısındaysa çan seslerini duymaktadır: Cumhuriyet kendi içinden sarsılmaktadır. Düzen bir tür restorasyon arayışındadır. Köklü, kuvvetli bir devrimci kuvvet henüz yoktur. Küçük, bu dönemde kendi çevresini Hep İleri dergisi çevresinde yeniden kurmaya çalışırken, Türkiye’nin yaşadığı toplumsal çürümeye ve çözülmeye erken teşhisler koymaya çalışmış, 12 Eylül’den sonra estirdiği rüzgârı yeniden ekmeye çalışmıştır. Fakat aynı etkiye ulaşamayacaktır.

2000’lerin başı: Magazinel tartışmalardan Cumhuriyet’e baraj olmaya...

Paris’ten gönüllü sürgünden döner, artık Gebze Mahpusu’ndadır. Bu dönem, Küçük’ün başta Cumhuriyet tarihi üzerine yaptığı kimi okumaları yeniden ele alışını gösterir. Aynı dönemde, biraz da magazinel etkiden kaçamayarak, “onomastik”, “sabetayizm” gibi tartışmaların içindedir. Belki de Küçük’ün tarih tezinde daha zayıf olduğu bir dönemdir. Siyaseten rotasını aramaktadır, amaç ise aynıdır: Devrimci bir kopuşun imkânlarını bulmak. “Kapitalizmin bittiği”, yerine “tekeliyet” kavramının kullanılmasını önerdiği çalışmalar yine 2000’lerin ilk yıllarında okurlarla buluşur. Bir yanıyla zihinleri bükmeye devam eder ama üslubundaki savrukluğun da arttığı bir dönemdir. Küçük, bu dönemdeki kimi saptamalarında tutarsızlık gösterse de devrimci misyonundan taviz vermemektedir: Cumhuriyet çökmektedir. “Sosyalizm, Sovyet eliti ihanet ettiği için gitmiştir. Cumhuriyet eliti, Cumhuriyet’e ihanet etmektedir.” Sabetayizm tartışmalarını, “Türkiye’nin yeteneksizler iktidarına” dönmesini, yaşanan toplumsal çürüme karşısında baraj olma fikrini hep bu bağlama oturtacaktır.

Miras ya da Yaşayacak Olan…

Üretmeyen, mücadele etmeyen bir Yalçın Küçük ne kadar yaşayabilir ki? Son zamanlarda tanık olduğumuz “suskunluk” tam da buydu. Küçük’ün düşünsel mirası ve aydın tavrı, hakkı verilerek, oylumlu bir biçimde değerlendirilecektir. Küçük, her ne kadar aksini savunsa da, bir aydın olarak ürettikçe yalnızlaşmıştır. Keskin kavrama yeteneği ve analitik gücüyle, insanın zihninde saikalar patlatır; yaratıcıdır, insanı daima araştırmaya kamçılar ve öğrenmeyi âşıktır. Ne var ki pratikte bir o kadar savruktur. Kimi zaman metinleri arasındaki tutarlılığı göz ardı edebilir, savunduğu tarih tezini bulunduğu pozisyona göre “bükebilir”. Küçük’ün üslubu dinamiktir. İyi bir novella okuyormuşsunuz hissi verir; muziptir. Belki de muzipliği, iğdiş edilmeye çalışılan genç kuşaklara sevgiyi, ülkeye bağlılığı, “neş’enin kavganın musikisi” olduğunu anımsatmak içindir. Ancak bütün bu gitgellerin bir üst belirleyeni vardır: Devrimi aramak. Küçük’ün bütün tutarsızlıkları, bitmek bilmeyen siyasal çabasının özü, Türkiye devrimini arayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Yıllar evvel “sosyalist iktidar” bayrağını açtıran itici güç de budur. Bu yüzden, onun devrim arayışını ve devrim için üretme inadını merkeze almayan her Yalçın Küçük portresi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun eksik kalmaya mahkûmdur.

Peki, devrim nedir? Yalçın Küçük’ün her zamanki muzipliğine yakışan, 2017’de Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde yaptığı bir saptamayla bitirelim:

“Devrim, beklediğiniz güzel kız gibidir. O, bir gün gelir!”

Beklemiyoruz; bir uzun yürüyüşteyiz.

Onlarca kuşağa ektiğin inat için, ülke ve dil sevgisi için, yarattığın mücadele azmi için teşekkür ediyoruz.

 

Yazarın Notu: Bu kısa yazı, Yalçın Küçük’ün siyasal dönemeçlerini ve düşünsel mirasını yoğun bir biçimde ele alma iddiasında değil. Bunun için daha oylumlu çalışmalar gerekiyor. Burada özellikle kimi önemli uğrakları genel hatlarıyla ortaya çıkarmaya ve Küçük’ün temel motivasyonunun altını çizmeye çalıştık. Yazının hacminden dolayı, tırnak içinde verilen alıntılar için ayrıca kaynak vermiyoruz.

Mecra Notu: Görüş ve fikirleri içerek bu portre yazısı yazarın konu hakkındaki fikirlerini içermektedir. Görüş yazılarının öznel fikirleri, Scrolli'nin yayın politikasını yansıtmayabilir.