Büşra Begçecanlı
Buzlarla kaplı dev bir ada, stratejik konumuyla Arktik’in kapısı ve yeraltında nadir bulunan minerallerle dolu Grönland. Son yıllarda Silikon Vadisi'nin milyarderlerinin radarında. ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD’nin Grönland’a sahip olması gerektiği fikriyle başlayan tartışma, bugün teknoloji elitlerinin somut yatırımlarına dönüştü.
Trump’ın bu önerisi yakın arkadaşı Ronald Lauder'den gelmişti. Lauder, adada su kaynaklarına yatırım yapan bir iş insanı. Ama hikaye daha yeni başlıyor. Jeff Bezos, Bill Gates ve Michael Bloomberg gibi isimler KoBold Metals adlı şirkete milyonlar akıttı. Bu şirket, yapay zeka destekli teknolojilerle nadir toprak elementlerini (elektronik cihazlar ve yenilenebilir enerji için vazgeçilmez) arıyor. Peter Thiel ise Praxis adlı girişimle, Grönland’da yüksek teknolojili bir “özgürlük şehri” kurmayı hedefliyor. Düşük regülasyonlu, kripto dostu bir ütopya.
Peki neden Grönland? Cevap, adanın network state’lere dönüşme potansiyelinde yatıyor. Bu buz adası, iklim değişikliğiyle eriyen buzulları sayesinde yeni maden sahalarına açılıyor. Aynı zamanda ABD’nin Çin’e bağımlılığını azaltacak stratejik bir üs imkânına sahip.
Ancak bu noktada dünya “teknokolonyalizme” mi gidiyor sorusu çıkıyor karşımıza. Zenginler, Danimarka’ya bağlı özerk bir bölgede kendi kurallarını koyarak, ulus-devletlerden kaçış planı yapıyor. Praxis’in 2025’te 525 milyon dolar fon toplaması ve Thiel’in Pronomos Capital aracılığıyla benzer projeleri finanse etmesi, Grönland’ı bir test alanı hâline getirebilir. Eğer başarılı olursa, ada bir network state’e evrilerek blockchain tabanlı yönetimle bağımsız bir ekonomi yaratma potansiyeline sahip. Trump’ın “mutlak zorunluluk” demesiyle yeniden alevlenen tartışma, Grönland’ı elitlerin yeni oyun alanı yapabilir.
Şimdi gelelim asıl meseleye. Bu Grönland hikayesi, daha büyük bir akımın parçası yani network state’lerin. Günümüzün hiper-bağlantılı dünyasında geleneksel ulus-devletlerin katı sınırları erozyona uğruyor. Silikon Vadisi’nin vizyonerleri, bu boşluğu 'Network state” yani ağ devletleriyle dolduruyor. Kavram, eski Coinbase CTO’su Balaji Srinivasan’ın 2022’de yayımladığı “The Network State: How To Start a New Country” kitabıyla popülerleşti. Srinivasan’a göre network state’ler “yüksek uyumlu bir çevrimiçi topluluğun, kolektif eylemle dünya çapında arazi fonlayarak kurduğu” yapılar. Önce dijitalde başlayıp sonunda fiziksel toprağa inen bir model. Düşünün ki Blockchain’le yönetilen, düşük vergi vaat eden mini ülkeler ve demokrasi yerine “exit” hakkı yani beğenmezsen taşın.
Kökleri 2008’e uzanıyor. O dönemde startup kurucusu ve JD Vance’in dünya görüşünü şekillendiren filozof Curtis Yarvin, “Patchwork” manifestosunda liberal demokrasiyi eleştirerek dünyayı binlerce bağımsız mini-ülkeye dönüştürmeyi hayal etti. Her biri anonim şirket gibi yönetilen, sakinlerin oy yerine ayrılma özgürlüğüyle bağlı olduğu yapılar. Yarvin’in hayranı Peter Thiel, bu fikirleri somutlaştırdı ve 2008’de uluslararası sularda yüzen şehirler için Seasteading Institute’a 500 bin dolar bağışladı. Fikir, düzenlemelerden kaçış için yeni alanlar yaratmaktı. 2013’te Srinivasan'ın Y Combinator konuşmasıyla kristalleşen kavram, dokuz yıl sonra kitabıyla sistemleşti. “Önce bulut, sonra arazi.” Dijital topluluklar akıllı kontratlarla karar alır, sonra özel ekonomik bölgelerde fiziksel varlık kurar.
Bu akımın arkasında Silikon Vadisi’nin yıldızları var. Srinivasan, 3 Ekim 2025’te Singapur’da düzenlenen Network State Konferansı'nı organize etti. Vitalik Buterin (Ethereum kurucusu), Bryan Johnson (“Don't Die” hareketi lideri), Ben Horowitz (a16z ortağı) ve Brian Armstrong (Coinbase CEO’su) gibi isimler konuşmacıydı. Etkinlik, 3 bin 500’den fazla katılımcıyla hükümet temsilcilerini (Singapur, Dubai, El Salvador) bir araya getirdi. Thiel, Pronomos Capital’le kontratlı şehirleri finanse ediyor, Buterin ise Ethereum’u dijital yönetim aracı olarak konumlandırıyor.
Test sahaları pop-up şehirler. Buterin'in Zuzalu adındaki projesi 2023’te Karadağ’da hayat uzatma meraklılarını topladı. Srinivasan’ın Network School’u 2024’te Singapur yakınlarında üç aylık “startup toplum” eğitimi verdi. Örnekler arasında Honduras’taki Próspera (düşük vergi, kendi kuralları ile) ve Kazakistan’ın Solana blockchain anlaşması var. Telegram kurucusu Pavel Durov da TON blockchain’ini entegre ederek milyarlarca kullanıcıya kripto ekonomisi sunuyor. Bu yapılar, web3’ü fiziksel dünyaya taşıyor. Böylece Grönland gibi yerlerde potansiyel yeni bir varlık sınıfı yaratabilirler.
Parlak vaatlere rağmen eleştiriler sert. Bazıları bunu “techno-kolonyalizm” olarak görüyor. Elitler, zayıf bölgelerden arazi kaparak imparatorluk kuruyor. Felsefeci Slavoj Žižek, zenginlerin demokrasiyi terk edip oligarşi yarattığını söylüyor. Hukuki çatışmalar da cabası. Próspera’nın Honduras’la 11 milyar dolarlık davası gibi. Seasteading’in başarısızlığı da bu konudaki riskleri hatırlatıyor. Fon eksikliği, regülasyon savaşları ve eşitsizlik. Bu devletler, sadece yaratıcıları için erişilebilir.
Gelecek senaryoları ikiye ayrılıyor. İyimserler, network state’leri yeni varlık sınıfı olarak görüyor. Kötümserler ise siber tehditleri vurguluyor. 2025 İber Yarımadası karartması (milyonları etkileyen zincirleme kesinti) veya Ukrayna'daki hacker saldırıları kırılganlığı gösteriyor. Yapay zeka destekli deepfake’ler ve dezenformasyon bu dağınık yapıları kaosa sürükleyebilir.
Sonuçta network state’ler Grönland gibi örneklerle siyasi haritaları yeniden çizebilir. Ulus-devletleri rekabete zorlayarak bireyleri tercih temelli göçle “oy verir” hale getirir. Ama bu, demokratikleşme mi yoksa yeni elitizm mi? Zaman gösterecek ama bu evrim izlemeye değer özellikle teknolojiyle şekillenen bir dünyada.

© 2025 Scrolli. Tüm Hakları Saklıdır. Scrolli Medya A.Ş
