0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
0
1
2
3
4
5
6
7
8
9
0
%

Epstein’den Thiel’e: Tekno-elitler ve yeni dünya düzeninin kodları

Büşra Begçecanlı

Epstein dosyaları, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin çöküşünü ve bu süreçte eski aktörlerin rolünü ifşa ederek küresel bir dönüşümün ortasında olduğumuzu gözler önüne seriyor. Jeffrey Epstein ve çevresinin geleneksel finansal ve siyasi elitlerle bağlantılarını ortaya koyan bu belgeler, bu aktörlerin yaklaşan değişimi fark ederek Silikon Vadisi’ndeki big tech figürleriyle (örneğin Peter Thiel ve Elon Musk gibi isimlerle) stratejik ilişkiler kurmaya çalıştığını gösteriyor. Epstein’in yazışmaları, bu ekibin teknoloji odaklı yeni bir düzenin potansiyelini gördüğünü ve kripto paralar, veri analizi şirketleri gibi finansal yatırımlar yoluyla bu geçişe dahil olmayı hedeflediğini işaret ediyor.

II. Dünya Savaşı sonrası düzenin çöküşü ve sermayenin el değiştirmesi

II. Dünya Savaşı sonrası düzen, Bretton Woods anlaşmalarıyla şekillenen dolar merkezli ekonomi ve uluslararası kurumlar gibi yapı taşları üzerine oturmuştu. BM, IMF gibi kuruluşlar bu sistemin bekçileriydi. Ama bugün bölgesel hakimiyetlerin yükselişi, teknolojik sıçramalar ve giderek derinleşen eşitsizlikler yüzünden ulus-devlet yapısı temellerinden sarsılıyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) gibi zirveler, bu krizi masaya yatıran ana sahneler haline geldi. Mesela BlackRock'un CEO’su Larry Fink’in 2026 Davos konuşması, durumu kristal netliğinde ortaya koyuyor. Fink, son 30 yılda kapitalizmin inanılmaz bir servet yarattığını kabul ediyor ama bu zenginliğin adil dağılmadığını vurguluyor. Ayrıca bu düzenin elitlerinin eskidiğini ve halk nefretiyle karşı karşıya olduğunu ekliyor. YZ’nin beyaz yakalı işleri dönüştüreceğini, tıpkı küreselleşmenin mavi yakalıları etkilediği gibi eşitsizliği körükleyebileceğini söylüyor. Fink’in sözleri, her dönşümde olduğu gibi sermayenin el değiştirmesinin kaçınılmazlığını işaret ediyor. Teknopolitika devrimi eski kazananları yerinden ederek yeni elitlerini doğuracak.

ABD’nin bölgesel hakimiyeti için sürekli tehdit ettiği Kanada’nın Başbakanı Mark Carney de sistem değişikliğine atıfta bulundu. Carney, küresel düzenin artık tam bir “kırılma” evresinde olduğunu belirtiyor ve orta ölçekli ülkelerin (Kanada gibi) büyük güçlere karşı birlik olması gerektiğini savunuyor. Trudeau döneminde WEF’te liberal değerleri ön plana çıkaran Kanada, şimdi Trump dönemi ticaret duvarları gibi tehditlerle yüzleşiyor ve yeni ittifaklar peşinde koşuyor. Bu örnekler, değişen hakimiyet düzeniyle birlikle yeni ittifakların olacağına ve sermayenin geçiş yaşayacağına işaret ediyor. Geleneksel kazananlar yerini yeni oyunculara bırakmazsa popülizm ve güvensizlik dalgası her şeyi yutabilir.

Bu dönüşümde tekno-politikada bir sermaye kayması ihtimali de göz ardı edilemez. Silikon Vadisi'nde Peter Thiel gibi isimlerin etkisiyle Hristiyan değerler (özellikle Katolik kökenli muhafazakarlık) yükselişe geçiyor. Bu, geleneksel olarak Yahudi kökenli yatırımcıların baskın olduğu fonlarda bir değişimin habercisi olabilir. Thiel’in Katolik milliyetçiliğiyle tech bro kültürünün birleşmesi, yeni düzenin ideolojik altyapısını şekillendiriyor gibi görünüyor.

Epstein’ın tekno-elit bağlatısı: Thiel, Musk ve ağ oluşturma

Girişte de dediğimiz gibi Epstein dosyaları, sadece eski düzenin gölgeli aktörlerini ifşa etmekle kalmıyor, aynı zamanda Epstein’in Silikon Vadisi’ndeki tech elitleriyle kurduğu bağlantıları, yaklaşan bir gelecek düzenini yakalama çabası olarak ortaya koyuyor. Epstein ve ekibi, geleneksel finansal güçlerini kaybederken teknoloji odaklı bir dünyanın farkına varmış gibi görünüyor. Bu yüzden Peter Thiel ve Elon Musk gibi isimlerle stratejik yazışmalar ve görüşmeler yoluyla ağını genişletmeye çalışıyor. Bu ilişkiler, Epstein’in pedofili ağı ötesinde kripto yatırımları ve veri istihbaratı gibi araçlarla yeni bir jeopolitik-finansal düzene entegre olma girişimini yansıtıyor. Adeta eski elitlerin tech üzerinden “yeniden doğuş” planı.

Peter Thiel’le bağlantı dosyaların en yoğun kısımlarından biri. Thiel’in adı tam 2 bin 200’den fazla kez geçiyor ki dosyaların çoğu Epstein’in ona ulaşma ısrarını gösteriyor. 2014-2017 arası e-postalarda, Epstein Thiel’e yemek davetleri gönderiyor. İlk olarak Epstein’e Thiel’den bahseden ve ona tanışmasını tavsiye eden kişi Thiel’i “demokrasinin insan özgürlüğüne aykırı olduğuna inanıyor” diye tanımlayarak Epstein’in dikkatini çekiyor. Ona Thiel’den bahseden çevresindekiler de Thiel’i “akıllı çocuklar”dan biri olarak nitelendiriyor. Thiel’i gözüne kestiren Epstein, Thiel’in Valar Ventures fonuna 40 milyon dolar yatırıyor ve yazışmalar genelde toplantı planları, kripto tartışmaları etrafında dönmeye devam ediyor. Epstein’in Thiel’e ulaşma çabası, sanki Palantir gibi veri şirketlerini eski ağlarına katma girişimi gibi. Bu yazışmalar, Epstein’in teknolojiyi yatırım aracı olmasının ötesinde gelecekteki güç dengesini şekillendirecek bir araç olarak gördüğünü ima ediyor.

Elon Musk tarafında ise ilişki biraz daha mesafeli ama kopuk değil. Epstein, Musk’ı 2012-2013 e-postalarında “arkadaş” gibi hitap ederek adasını ziyaret etmesi için davet ediyor. Musk, eşiyle yalnız geleceğini belirtiyor, SpaceX tesisine Epstein’i davet ediyor ama ziyaretin gerçekleşip gerçekleşmediği belirsiz. Yazışmalar 2019’a kadar uzanıyor ve genelde koordinasyon ve sosyal planlar üzerine. Musk sanki oyalıyor gibi ama bağlantıyı hiç kesmiyor. Bu, Epstein’in Musk gibi figürleri, uzay ve enerji teknolojilerini gelecek düzenin parçası olarak gördüğünü gösteriyor. Belki de eski elitlerin teknoloji devrimine sızma stratejisi.

Ehud Barak’la olan ses kaydı ise bu bağlantıların zirvesi. Epstein, eski İsrail Başbakanı’na kariyer tavsiyesi verirken Thiel’in Palantir’ini ve Marc Andreessen’in Horowitz’ini öneriyor. Hatta Barak’ı Palantir yönetim kuruluna koymayı Thiel’e teklif edeceğini söylüyor. Thiel’i “tuhaf ama akıllı” diye tarif ediyor ve bu tavsiye, şirketlerin artan gücünün bir göstergesi. Epstein, Barak gibi politik figürlere tech elitlerini kapı olarak sunuyor. adeta eski düzen aktörlerini yeni tech hegemonyasına entegre etmek için köprü kuruyor. Bu yazışmalar, Epstein’in ağının gelecekteki sermaye ve güç kaymalarını öngören bir strateji olduğunu vurguluyor. Belki de bu yüzden tech elitleri, Epstein’le ilişkiyi koparmamış.

Dönüşümün ötesinde bir uyarı

Epstein dosyaları, eski düzenin çürümüş köşelerini aydınlatırken bizi tech merkezli bir geleceğin eşiğinde bırakıyor. Burada şirketler uluslardan daha fazla etki sahibi, sermaye ise ideolojik kaymalarla yeniden dağılıyor. Bu bağlantılar, Epstein gibi figürlerin bir skandalın parçası olmasının ötesinde eski elitlerin tech devrimine tutunma çabasını simgelediğini gösteriyor. Thiel ve Musk gibi isimlerse bu geçişin mimarları olarak konumlanıyor. Belki de dosyalar bize, yeni düzeni şekillendirirken şeffaflık ve hesap verebilirlik talep etmenin aciliyetini hatırlatıyor. Eğer görmezden gelinirse bugünün gölgeleri yarının normu haline gelebilir.