Özel Söyleşi: Melis Bayraktar
Dünyaca ünlü tenor Andrea Bocelli, Romanza 30th Anniversary World Tour kapsamında 30 Mayıs 2026’da İstanbul’da sahne almaya hazırlanıyor. NTRteam ve Mticket iş birliğiyle, Tüpraş Stadyumu’nda gerçekleşecek konser öncesinde Bocelli ile bir araya geldik; sanatçıyla, Romanza’nın otuz yıllık yolculuğunu, müziğin zamana karşı direncini ve İstanbul’un kendisinde bıraktığı duyguyu konuştuk.
Yaşadığımız çağ, müzik dahil her şeyi kökten dönüştüren büyük bir teknolojik devrimin içinde ilerliyor. Dinleme alışkanlıkları, formatlar, hatta bir şarkının dinleyiciye ulaşma biçimi tamamen değişmiş durumda. İnternet ise doğru kullanıldığında, sanatsal üretimlerin çok daha geniş kitlelere hızla ulaşmasını sağlayan güçlü bir araç. Yine de ben, tarihin her döneminde olduğu gibi, iyi müziğin tüm bu dönüşümlere rağmen kalıcılığını koruduğuna inanıyorum. Romanza, kariyerimde özel bir yere sahip; çünkü sesimi dünyaya taşıyan albüm oydu. Ancak onu yalnızca profesyonel bir dönüm noktası yapan şey başarı değildi. O şarkılar, hayatımın çok belirleyici bir dönemine aitti ve taşıdıkları melodik derinlik, ortaya çıktıkları zamanın ötesine geçti. Bir albüm için en güzel kader, yalnızca bir kayıt olarak kalmaması; insanların hayatlarına karışmasıdır. Onlara eşlik eden, teselli veren, anılarına yerleşen, bazen de bir dua gibi hissettiren bir şeye dönüşmesi… Sanırım Romanza tam olarak bunu başardı. Sanatçı şarkılarını dinleyiciye emanet eder; dinleyici ise onları kendi hikâyesine taşır. Bir müzisyen için bundan daha büyük bir ayrıcalık düşünemiyorum.
Con Te Partirò’ya en başından beri inanıyordum, ancak bu kadar büyük bir yolculuğa çıkacağını kimse tahmin etmiyordu. İlk zamanlarda şarkının gerçek potansiyeli tam anlamıyla görülmemişti. Fakat zaman içinde dinleyici onu sahiplendi; kendi hayatına dahil etti ve dünyanın dört bir yanında kolektif bir duyguya dönüştürdü. Bu parçaya karşı derin bir minnet hissediyorum. Bana uluslararası sahnenin kapılarını açtı ama daha önemlisi insanların kalbine dokunmayı başardı. Gücünü; etkileyici sözlerinden, akılda kalan melodisinden ve giderek yükselen dramatik yapısından alıyor. Bugün onu söylerken hâlâ aynı duyguyu hissediyorum, ancak artık çok daha bilinçli bir yerden. Çünkü artık bu şarkının milyonlarca insan için ne ifade ettiğini biliyorum. Duygu değişmedi; yalnızca zamanla daha derin, daha olgun ve daha güçlü bir farkındalığa dönüştü.
Beni en çok etkileyen şey hâlâ seyirciyle kurulan doğrudan bağ. Bu bağ hem profesyonel hem de kişisel hayatımın merkezinde yer alıyor. Her konser, aslında kendimle yaptığım yeni bir yüzleşme gibi; çünkü beni dinlemeye gelen insanlara karşı her zaman en iyisini sunmak istiyorum. Sahneye çıkmadan önce hâlâ hafif bir heyecan hissediyorum. Bu çok doğal; çünkü sahne hiçbir zaman sıradan bir yer değil. Her gece başka bir enerji, başka bir atmosfer taşıyor. Ancak müzik başladığında, orkestranın sesi yükseldiğinde ve seyircinin enerjisini hissettiğimde, tüm o gerginlik yerini bambaşka bir akışa bırakıyor.
İstanbul bana her zaman geçmişle bugünün aynı anda yaşadığı bir şehir gibi hissettirdi. Burada tarih yalnızca mimaride değil; sokaklarda, seslerde, insanların enerjisinde yaşamaya devam ediyor. Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan bu eşsiz kimlik, şehre ilk andan itibaren çok özel bir atmosfer kazandırıyor. Bir sanatçı için İstanbul’un en etkileyici yanı, müzik başlamadan önce bile hissedilen o güçlü atmosfer. Şehir, sahneye çıkmadan önce insana saygı ve şükran duygusu veriyor. İstanbul seyircisiyle buluşmak ise her zaman çok yoğun bir deneyim oldu. Dinleyicide büyük bir dikkat, sıcaklık ve duygusal açıklık hissediyorum. Türk seyircisinin müziği içtenlikle sahiplenme biçimi benim için her zaman çok özel kaldı. Romanza ile yeniden İstanbul’a dönmek bu yüzden ayrıca anlamlı. Çünkü bu albüm artık yalnızca benim hikâyem değil; dinleyicilerle birlikte büyüyen ortak bir hafıza.
Hepimiz bu dünyada zamanla silinmeye mahkûm bir iz bırakıyoruz. Açıkçası yıllar sonra insanların benim kişisel hikâyemi hatırlayacağını düşünmüyorum. Ama eğer geriye bir şey kalacaksa, iyi bir insan olarak anılmayı isterim; işine saygı duyan, onu dürüstlükle ve minnetle yapan biri olarak. Bir sanatçı olarak ise, müzik aracılığıyla insanlara iyi duygular bırakabilmiş olmayı ve özellikle operayı daha geniş kitlelere sevdirebilmeyi umuyorum. Çünkü opera benim için müziğin en saf hâli. Doğru anlatıldığında dil, yaş ya da kültür fark etmeksizin herkesin kalbine ulaşabilir. Ben her zaman güzelliğin tarafında durmaya çalıştım. Çünkü gerçek güzellik insanı doğal olarak iyiliğe yaklaştırır. Ses bana verilmiş bir armağandı; ben de onu disiplinle ve sorumlulukla taşımaya çalıştım. Eğer birinin hayatına küçük de olsa huzur ya da umut bırakabildiysem, bunun yeterli olduğuna inanırım.
Ona sabırlı olmasını söylerdim. Hayatın cevapları çoğu zaman hemen ortaya çıkmaz; insan yürüdükçe anlam kazanır. Ayrıca sahip olduğu armağanın değerini bilmesini, onu asla boşa harcamamasını ama her gün emekle geliştirmeyi sürdürmesini öğütlerdim. Romanza beni hayal ettiğimden çok daha uzağa taşıdı. Ama otuz yıl sonra bile değişmeyen tek şey şu: Müziğe samimiyetle hizmet etmek ve şarkılar aracılığıyla insanlara biraz huzur bırakmaya çalışmak.

© 2025 Scrolli. Tüm Hakları Saklıdır. Scrolli Medya A.Ş
