Söyleşi: Sercan Meriç
Türkiye’nin Düzeni, Milli Kurtuluş Tarihi, Türklerin Tarihi gibi Türkiye’nin çok konuştuğu, çok tartıştığı eserlere imza atan Doğan Avcıoğlu 100 yaşında…
Cumhuriyet tarihinin en önemli düşünürlerinden olan Avcıoğlu, 27 Mayıs, 9 Mart gibi ülkenin en önemli virajlarında da yer almıştı. Cumhuriyetin nasıl bağımsız kalkınacağı üzerine büyük bir külliyat bırakan Avcıoğlu’nun yazdıkları hâlâ eskimiş değil. Geleceğe dair de okurlara birçok şey söylemeye devam ediyor.
Belki de bundan dolayı gençler arasında Avcıoğlu’nun hayaleti dolaşıyor. Gençler onu okumaya, tartışmaya devam ediyor.
Tüm bunlar arasında Avcıoğlu’nun kafasını yorduğu o soru da başlı başına karşımızda duruyor: Türkiye’de gerçekten bağımsız ve adaletli bir düzen nasıl kurulabilir?
Scrolli olarak geçen yıl Doğan Avcıoğlu’nun oğlu Ahmet Avcıoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirmiş ve sizlere sunmuştuk. Bu yıl Avcıoğlu’nu çok özel bir kişiden, kardeşinden dinleme fırsatımız oldu. Suna Avcıoğlu, ağabeyi Doğan Avcıoğlu’nu ilk kez anlattı.
Öte yandan Avcıoğlu’nun eserlerini okurlarla buluşturan Tekin Yayınevi’nin Genel Yayın Yönetmeni Elif Akkaya da Scrolli için Avcıoğlu’nu anlattı.
Karşınızda 100’üncü yaşında bilinmeyenleri ile Doğan Avcıoğlu:
Yaşasaydı da görseydi diyorum. Mesela yeniden basılan Milli Kurtuluş Tarihi’ni görseydi, yaşasaydı. Çok erken gitti. Çok erken. Son yıllarında canıyla uğraştı. Ondan önce sağlıklı olmaya çok çalıştı. Bursa'ya gelir, "Ben şimdi nerede koşacağım?” diye sorardı. Sabah koşusunu mutlaka yapardı.
Yaşasaydı da görseydi diyorum. Mesela yeniden basılan Milli Kurtuluş Tarihi’ni görseydi, yaşasaydı. Çok erken gitti. Çok erken. Son yıllarında canıyla uğraştı. Ondan önce sağlıklı olmaya çok çalıştı. Bursa'ya gelir, "Ben şimdi nerede koşacağım?” diye sorardı. Sabah koşusunu mutlaka yapardı.
Çok sevgiyle büyüdük. Babam bizi beslemeye çok düşkündü. Annem de… Beslenmek bizim için çok önemliydi. Çok iyi bir eğitim verildi bizlere. Bursa Erkek Lisesi'nde okudu iki abim de. İftihar listesine geçti. Hamdi abim de siyasalı üçüncülükle kazanmıştı.
Babam sayesinde. Radyo yok, televizyon yok. Kış geceleri cilt cilt divan edebiyatı okurdu babam… İki yanında iki oğlu da dinlerdi. Doğan abim şiirlerini aruz vezniyle yazdı. 16 yaşındayken Bursa'dan İstanbul'a gitti. Büyük tartışmış orada ve bir dergi çıkarttı, ‘Genç Türk’ diye.
Nazım Hikmet’i ziyarete gittiler ama hapishaneye giremediler, geri döndüler. Nazım tabii bilinen çok ünlü, çok değerli bir şairdi o zamanlar.
Doğan abim liseyi bitirince İstanbul Hukuk'a yazıldı. Fakat orayı sevmedi. Geri geldi. ‘Ya ben yurt dışında okuyacağım ya serseri olacağım’ diye anneme baskı yapıyordu. Annemin de gözde oğluydu. 5 senesi öyle geçti. Askerliğini liseyi bitirir bitirmez yaptı. Gelibolu'da tank asteğmen olarak askerliğini yaptı. II. Dünya Savaşı zamanıydı.
Kıyafetine çok meraklıydı. Gömlekler Beyoğlu'nda dikilirdi, ayakkabılar ısmarlamaydı.
Olumlu karşıladık. Hepimizin kafası aynıydı. Babam öğretmendi, biz hep şehrin merkezinde oturduk. Dedemden kalan bir çiftlik var. Dayımlar uğraşıyordu. Annemin babası Kazasker lakaplı İbrahim’di. İki kere Mustafakemalpaşa'nın belediye reisi olmuş. O da İstanbul'da hukuk okumuş. Siyasi rakibi kiralık bir katil tutuyor. Geliyor arkasından baltayı vuruyor dedeme. Annem o zaman 9 yaşındaymış. Ve bu annemin hayatında çok büyük acı. Babam da ilköğretim de Mustafakemalpaşa’ya gidiyor. Köy okullarına merak sarıyor. Köyleri geziyor. Yunan işgalinde babam “Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal” diye koca yazılar yazıp Mustafakemalpaşa Köprüsü’ne asıyor. Annem de ata binen, silah kullanabilen birisi.
Birgün Doğan abim bir adamla geldi eve. ‘Arkadaş’ dedi. yakınımızda Bursa'nın çok özel bir lokantası vardı. Çardak diye. Aldık onları Çardak Lokantası'na gittik. Yemek yedik, eve döndük. Abim ‘Arkadaş’ dedi ya. Meğer polismiş o. Biz uyanmadık ki. Abim, ‘Bana bir battaniye ile yastık verin’ dedi. O arkadaşla gitti. Tutuklanmış meğerse.
Çok erken ölmeseydi biraz daha yaşayabilseydi. O çilesini çekti, ama yolunda yürüdü. Yürüyebildiği kadar yürüdü yolunda. Benim gözümde kahraman. Çok çalışırdı. Ben bazen Ankara'da onun yanında kaldığım zaman sabah kalkıyordum. Abim hala masa başında, yatağı açılmamış. Hala yazıyor masada. Böyle masa başında sabahladığı çok olurdu. Hapishanede de Ali Sirmen arkadaşıymış. Şaşmış kalmış abimin çalışmasına. Öyle bir çalışmak... Hamdi abim ile hep bu gazetecilik işine daldılar. Hamdi abim teknik işleri daha çok biliyordu. Hep iki kardeş dayanışma içinde yaşadılar.
Bizim Doğan Avcıoğlu serüvenimiz aslında Doğan Yurdakul ile başladı. 2015 yılında Kuzguncuk'ta Doğan Yurdakul'la komşuluk yaptık ve dostluğumuz o yıllarda başladı. Doğan Avcıoğlu üzerine çok ayrıntılı sohbetlerimiz ve görüşmelerimiz oldu. Bu sohbetlerde Doğan Avcıoğlu'nun genç jenerasyon tarafından bilinmesi için neler yapılabilir kısmını çok uzun uzun tartıştık, istişare ettik. Avcıoğlu'nun bütün arşivi, bütün çalışmaları Doğan Yurdakul’un Ankara'daki evindeydi. Önceliğimiz bir müze, kütüphane, arşivin teslim edileceği önemli bir alanın oluşturulmasıydı. Ardından Doğan Avcıoğlu'nun adını yaşatmak için bir sosyal bilimler yarışması düzenlemeyi planladık. Ancak bir yol kazası oldu. Doğan Yurdakul'u 2017 yılında kaybettik. Doğan Abi'nin cenaze töreninde Ankara'da o evde bulundum. Cenazeden sonra Avcıoğlu’nun oğulları Ahmet ve Murat'la beraber sohbet ettik. Doğan Abi'nin vasiyetini yerine getirmek için bütün sorumluluğu üstlendim. Daha sonra Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un destekleri ile müzeyi hazırladık. Doğan Avcıoğlu Ödülleri’ni de Odunpazarı Belediyesi severek üstlendi. Bu çalışmalar akabinde Avcıoğlu'nun eserlerinin yeniden basımı ve yazılarının yeniden gözden geçirilerek daha okunabilir, taşınabilir kitapların okurlara ulaşması için çalışmalara başladık. Avcıoğlu'nun uzun yıllardır yayınlamadığımız tüm kitaplarını da yeniden eksiksiz, hiç virgülüne noktasına dokunmadan yayınlamak için kolları sıvadık.
2024 yılında Türkiye'nin Düzenini yayımladık ama çalışma en az 2 sene sürdü. Aynı anda Milli Kurtuluş Tarihi ve Türklerin Tarihi de hazırlanıyordu. Milli Kurtuluş Tarihi’ni de 4 tam cilt olarak Avcıoğlu’nun 100’üncü yaşında yayımladık.
Doğan Avcıoğlu, Türkiye'nin tüm sorunlarına dair düşünmüş, tartışmış ve çözüm önerileri bulmuş çok değerli bir düşünür benim gözümde. Aslında büyük bir filozof. Çünkü iktisadi, sosyal, politika anlamında, aynı zamanda tarih bilinci olarak baktığında çok büyük eserler ve çalışmalar armağan etmiş. Büyük bir miras bırakmış. Bugün baktığımızda aslında Avcıoğlu’nun ortaya koyduğu, tartıştığı ve çözüm olarak önerdiği her şeyin bugün de ne kadar güncel olduğunu görüyoruz. 2000'lere gelindiğinde rejimin gerçekten büyük bir krize gireceğini öngörmüş mesela. Bugün tam da Avcıoğlu'nun dediği yerdeyiz. Türkiye'ye yeniden bir yön arayışının çizildiği bir yerdeyiz.
Doğan Avcıoğlu bugün çok okunuyor, çok konuşuluyor ve tartışılıyor. Jenerasyon da yenilendi ve gençlerin bir kutup yıldızına belli ki ihtiyacı var. Bu meselelere kafa yoran akademinin bir çıkışa ihtiyacı var. O çıkış aynı zamanda Türkiye'nin tam demokrasiye ulaşacağı, erişeceği noktayı da gösteriyor bize. İşte Avcıoğlu bu noktada hâlâ genç, eserleri hâlâ güncel… Bizim Avcıoğlu'nun tüm külliyatını ortaya çıkartma çabamız devam edecek. Avcıoğlu iyi ki yaşamış, iyi ki 100 yaşına varmış.
Az önce söylediğim gibi babamı kaybettiğimde 17 yaşındaydım. Daha önce hiç kitaplarını okumamıştım. Türkiye'nin Düzeni’ni 17 yaşında okudum. Yani anlayabildiğim kadarıyla... Ben pragmatist-sosyalist olarak hep gördüm. Böyle çok bir aşırı ideolojiye bağlı olmadığını düşünüyordum. Onun derdi Türkiye'nin bağımsızıydı, nasıl kalkınabileceğiydi. Bunun için devletin rolü önemliydi onun için. Devlet eliyle kalkınması ve devlet eliyle belki kapitalizme geçecek olsa bile yani devletin önderliğinde bir sistem öneriyordu gördüğüm.
Müthiş bir Atatürk hayranıydı. Yani Atatürk hayranı olmasında en büyük sebebi Atatürk'ün Türkiye'yi emperyalist güçlerden bağımsız bir şekilde kalkındırmaya olan aşkı. Aynı şeyi de kendisinde hissediyordu. O yüzden de müthiş bir Kemalistti. Kimse de şey demesin yani Kemalist değil o Marksist-Leninist… Yani Marksist-Leninist olunabilir, yine Kemalist olunabilir. Ama bence büyük bir Atatürkçüydü. Çünkü temelde inancı Türkiye gibi bir ülkenin ancak bağımsız bir şekilde kalkınması idi ve Atatürk'te de bunu görüyordu. Atatürk'ün yaptıklarında da bunu görüyordu.

© 2025 Scrolli. Tüm Hakları Saklıdır. Scrolli Medya A.Ş
