Blog
Explore the latest trends, techniques, and tips to enhance your blogging skills and engage readers more effectively.

19 Mayıs, birçoklarına göre yalnızca Millî Mücadele'yi başlatan tarih değil; Cumhuriyet idealiyle özdeşleşen Atatürk'ün karakterini en iyi yansıtan gündü. Öyle ki, yıllar sonra kendisine doğum günü sorulduğunda, hiç tereddütsüz "19 Mayıs" yanıtını verecekti. Çünkü bu tarih, her daim Cumhuriyet ateşinin en parlak ve en güçlü olduğu o dinamik ruhun ta kendisiydi. Peki bir lider, neden kendi biyolojik doğum gününü değil de bir ulusun uyanış tarihini seçer?
Atatürk'ün "hareket" odaklı karakteri, tarihin boşluğunda tesadüfen belirmiş izole bir anomali değildi. O, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki gibi, gençliği ve eylemi merkeze koyan bir kuşaklararası devinimin son ve en parlak halkasıydı. Çökmekte olan eski dünyanın uyuşukluğuna ve ataletine karşı duyulan bitmek bilmeyen bir özlemin, aksiyonun tarihsel aktarımıydı. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a atılan ilk adım, bu aktarımın zirve noktasıdır. O gün Karadeniz'in hırçın dalgalarını yararak ilerleyen Bandırma Vapuru, sadece askeri bir heyeti değil, donmuş bir imparatorluğun küllerinden dinamik bir Cumhuriyet çıkarmak için başlatılan bir "gençlik isyanını" taşıyordu.
%20(1).jpg)
Büyük insanlar, büyük işler öncesinde tarihteki yerlerini henüz yolun başındayken sezerler. Atatürk de henüz genç yaşlarında, kendi zamanının ve yeni bir devrin geleceğini bilen bir insanın derin sezgilerine sahipti. O, Cumhuriyet’in sadece bir yönetim biçimi değil; diyalektik bir zorunlulukla her daim yenilenmesi, devinmesi ve kendi kabuğunu kırması gereken bir "sürekli devrim" yolu olduğunu henüz o yıllarda kavramıştı. Gençlikte görmek istediği karakter de tam olarak buydu: Hayatın yasalarını tanıyan, onlara boyun eğen değil, aksine onlara egemen olan özgür bir aklın iradesi.
Dönemin aydınlarından Hamdullah Suphi’nin onun hakkındaki ‘fırtına kuşu’ betimlemesi, Atatürk'ün dinamizmini ve o mücadeleci gençlik ruhunu kusursuzca simgeliyordu. Gençlik yıllarından bir fotoğrafını yorumlayan Şevket Süreyya Aydemir’e göre ise o; kaderine boyun eğmeyen, toplumun çoğunluğu gibi bir gölge olmayı reddeden, çağının en realist insanlarındandı. Herkesten hızlı düşünmesi ve yeniliğe açıklığı onu zaman zaman çevresinde yalnızlaştırabiliyordu. Bu tarihi mesafeyi ve yalnızlığı yazar Falih Rıfkı Atay, ‘Atatürk bir nehr-i muazzam gibi cuş etti; fakat çorak yerde akıp gitti’ sözüyle anlatacaktı. O, uyuşukluğu yırtıp atan, durdurulamaz bir gençlik ruhuydu.
.jpg)
İngiliz gazeteci Noel Barber, onu ‘zamanın dışında doğmuş, dizginlenemez bir güç’ diye tarif etmişti. Bu gücün merkezinde pes etmeyen bir kararlılık vardı; ancak bu acımasızlık başkalarına değil, çoğunlukla kendi hırsına ve ideallerineydi. Tavizsiz bir disipline ve sürekliliğe sahipti. Gençlikten ve onların omuzlayacağı ideallerden beklentisi de tam olarak bu dinmez eylem hâliydi.
Bazı yazarların da görebildiği üzere, onun bizzat işaret ettiği ‘İkinci Mustafa Kemal’ mefhumu, işte bu gençliğin ruhuna uzanan derin bir sezginin ürünüydü. ‘İkinci Mustafa Kemal’; bireysel varlığı aşan, gençliğin bilinçaltından yükselen ortak bir aklın, iradenin, özlemin, çabanın ve arzunun biçimi, yani müşterek bir eylem ahlakıydı. Bu; bir liderin gölgesine sığmayan, aksine onu aşan ve yenilenerek süren bir süreklilikti.
Birçoklarına göre Cumhuriyet'i en çok gençliğe emanet etmesinin ardındaki düşünce çok belirgindi. O; Cumhuriyet’in bürokratik bir sembole, donuk bir heykele dönüşmemesi gerektiğini, tarihin o sürekli yenilenen, dinamik niteliklerini daima üzerinde taşıması gerektiğini kavramıştı. Hamdullah Suphi’nin dediği gibi, ‘memleketi kurtarmadan önce kalpleri yeisten kurtarmak lâzımdı’; fırtına kuşu, en evvel toplumun kalbini kazandı.
Asla spam email atmayacağız.
Neler bulacaksın 👇
10+ haftanın gündemi
2+ yaşam seçkisi
1+ Scrolli'de öne çıkanlar
