Yapay zekanın içeriği, bilgiyi ve hatta gerçeğin kendisini sorgulattığı bir dönemde markalar tüketicinin güvenini nasıl kazanacak? İnsanlar bir içeriğin yapay zeka olduğunu öğrendiklerinde daha az samimi ve daha az doğal buluyor, satın alma eğilimleri düşüyor. Aynı zamanda markalardan bu kullanımı açıkça belirtmeleri bekleniyor. Üstelik sorun yalnızca yapay zekayla sınırlı değil. Edelman Güven Barometresi’nin 2026 raporuna göre umut azalıyor, insanlar kendilerine yakın olanlara çekiliyor ve her on kişiden yedisi kendisinden farklı olana güvenmekte tereddüt ediyor
Unite Edelman’da yaratıcı stratejilerden sorumlu başkan yardımcısı Cem Arıdağ’a göre cevap, teknolojiyi her şeyin önüne koymakta değil. 1998’de kurulan ve 2016’dan beri Edelman’ın Türkiye’deki münhasır temsilcisi olan ajansın ikinci nesil yöneticisi Arıdağ, bu belirsizlik döneminde markalarla birlikte yol haritası çizerken sürekli aynı noktaya dönüyor: Önce güven, sonra anlam. Markanın geçmişten taşıdığı ilişkiler, söyledikleriyle yaptıkları arasındaki tutarlılık ve insanların hayatında nasıl bir karşılık bulduğu, üretilen içeriğin hızından daha belirleyici hale geliyor.
Dijital Güç’te Arıdağ ile Edelman Güven Barometresi’nin işaret ettiği “içe kapanma” dönemini, markaların yapay zekada nasıl göründüğünü, yapay zeka kullanımını açıklamanın paradoksunu, marka dilinin aynılaşma riskini ve çıraklığı yapay zekaya devreden bir sektörde gençlerin geleceğini konuştuk. İçerik üretmek kolaylaşırken, bir markanın neden güvenilmeye değer olduğunun daha önemli hale geldiği bu dönemde Arıdağ’ın anlattıkları, üretimi hızlandırmanın mümkün olduğunu ama o üretime anlam veren deneyimi, muhakemeyi ve sorumluluğu nasıl koruyacağımızın hala asıl mesele olduğunu gösteriyor.