FIFA'nın neden, nasıl, niye olduğu bilinmez bir şekilde Donald Trump'a manasız bir "barış ödülü" vermesiyle birlikte 2026 Dünya Kupası'ndan tuhaf kokular gelmeye başlamıştı. Yine de adı soccer değil, futbol olan bu şahane sporun aşkıyla milyarlarca insan onlarca maçı takip etti. Ancak başta İran'a yapılan büyük saygısızlık Amerika'ya olan tepkilerin yükselmesine neden oldu. Inter Miami formasında giyen Lionel Messi'nin Miami'de çıkacağı maç öncesi didik didik aranması da epey tuhaf bir olaydı. Ancak sırada oynanacak Son 16 turu maçı öncesi öyle bir şey yaşandı ki artık yozlaşmanın en önemli simalarından UEFA bile duruma sessiz kalamadı...
Son 32 turunda Bosna'yı yenen Amerika'da Folarin Balogun kırmızı kart görüp, oyundan atılmıştı. Bir sonraki tur Belçika ile karşılaşacak olan Amerika normal şartlarda en önemli gol silahından yoksun sahaya çıkacaktı. Ancak Amerikalılar futboldan hiç anlamıyordu ve bu konuda hiçbir şikayetleri yoktu. Fıkralara konu olacak bir şekilde bizzat Amerikan başkanı Donald Trump, FIFA başkanı Infantino'yu aradı ve Dünya Kupaları tarihinde görülmemiş bir şekilde Balogun'un cezası kaldırıldı. Çok uzun zamandır şaibeden ve yolsuzluktan çıkamayan FIFA bu kez doğrudan saha içinde devasa bir rezalete imza atarak büyük tepki çekti. Esasen oynadıkları futbolla büyük bir kesimden sempati de toplamış olan Amerika Futbol Takımı da devasa bir nefreti üzerinde toplamış oldu.
Donald Trump, kırmızı kart kuralının çok saçma olduğunu ve bir sonraki maça etki etmemesi gerektiğini, gerekli konuşmaları yaptığını açıkça söyledi. FIFA'nın kirli elleriyle birlikte futbol da bir yaşam mücadelesine girmiş oldu. Neyse ki dünyanın en mucizelere açık sporu futboldan asla ümidi kesmemek gerektiğini bir kez daha öğrenmiş olduk. Hiçbir utanma emaresi göstermeden Balogun'un kırmızı kartını bile yok sayan Pochettino Belçika maçına da onunla başladı. Lakin çok uzun zamandır aşırı silik performanslar gösteren Belçika takımı bu silikliğin baş mimarlarından De Bruyne'nin kenara çekildiği maçta tabir-i caizse Amerika'yı evire çevire yendi. Maçın son dakikalarında Lukaku'nun attığı 4. gol de hem FIFA'ya hem de Trump'a bu oyunun adının FUTBOL olduğunu yeniden hatırlatmış oldu. Trump'ın yaşadığı güç zehirlenmesi belki üçüncü dünya ülkelerini korkutuyor olabilir ama iş futbol sahasına gelince gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.
Öte yandan dünyanın en güzel futbol stadyumlarından birisi olan Azteca ise bizlere yine inanılmaz bir futbol maçı izlettirdi. Futbol sahası dışından gelen o kötü kokular misler gibi çim kokusuyla dezenfekte edildi. Meksika-İngiltere maçı özellikle 70 dakikalık olağanüstü performanslarıyla tarihe kazındı. Meksika'nın sahanın her yerinde domine ettiği İngiltere önce Bellingham'ın attığı iki golle kendileri bile anlamadan 2-0 öne geçti. Meksika ilk yarıda cevap verdi devre 2-1 bitti. İkinci yarının başlarında Jarell Quansah kırmızı kart gördü, İngilizler 10 kişi kaldı. 5 dakika sonra Kane penaltıdan skoru 3-1 yaptı. Ne olduysa o andan sonra oldu. Eli ayağı kulübesi birbirine giren Thomas Tuchel, bu turnuva özelinde özellikle Paraguay'dan görmeye alıştığımız kaskatı bir savunmaya geçti. Meksika'nın sağlı sollu baskıları 70. dakikada bir penaltı golüne dönüşse de kalan takribi 15 dakika boyunca topu sadece ileriye vuran ve 1960-70-80'lerin İngiliz futbolu olan "kick and rush" a selam çakan İngilizler maçtan galip ayrıldı. Maç sona erdiğinde ise Meksika'nın kaleye 23, İngiltere'nin ise 6 şutu vardı...
Turnuvanın en özel hikayesini ise başta 40'lık delikanlı olmak üzere tüm Yeşil Burun Adaları Futbol Takımı yazdı. Son 32 turunda Arjantin ile karşılaşan Afrika temsilcisi Messi'nin son dansına ket vurmak için varlarıyla, yoklarıyla mücadele ettiler. Önce Messi'nin golüyle geri düştüler, 2. yarı beraberliği yakaladılar. Uzatmalarda bir duran top gölüyle geri düştüler 10 dakika sonra Cabral'ın muhteşem golüyle tekrar geri döndüler. Maç boyunca Vazinha Messi'ye bir daha geçit vermemek için her şeyi yaptı. Ancak 2. uzatma devresinde yine bir duran topta topu ağlarında görerek 3-2 ile evlerine döndüler. Futbol tarihinin en özel peri masallarından birini yazan Yeşil Burun Adaları şimdiden Dünya Kupaları tarihine altın harflerle yazılmayı başardı. Turnuvada sadece altın harflerle değil, kan kırmızı harflerle mücadele eden takımlar da vardı. Bunların başında da hiç şüphesiz Paraguay geliyor. Gruplarda Türkiye ile de oynayıp 60 dakikayı 10 kişi oynamalarına rağmen 1-0 galip gelen Güney Amerika temsilcisi de her anlamda sansasyon yarattı. Son 32 turunda her kupanın olağan favorilerinden olsa da bu turnuvanın en iştah kesen takımlarından Almanya ile karşılaştılar. Yine o aşırı sert savunmaları ve nadir gelişen Paraguay atakları ile panzerleri durdurdular. 1-0 öne geçtiler, 1-1'e yakalandılar. Almanya 2-1 yaptı, VAR iptal etti derken penaltılarda maçın yıldızı Paraguay kalecisi Orlando Gill bir kez daha tarih yazdı ve Paraguay, Almanya'yı eledi. Son 16'da turnuvanın en büyük favorilerinden Fransa karşısında da oyun anlayışlarından hiç taviz vermediler. Sahada yapılabilecek neredeyse tüm pisliklere başvurdular. Güney Amerika'nın toprak sahalarından, derme çatma betonları arasındaki taş kalelerden öğrendikleri her şeyi uyguladılar ve Fransa'yı büyük oranda durdurdular.
Bir büyük hata ile Mbappe'nin penaltı golyüle geriye düştüklerinde ise Fransa'yı yenmek için hiç şansları kalmadığını onlar da biliyordu. Zaten özellikle maçın son kısımlarında yaptıkları sertlikler bir anda topladıkları tüm sempatiyi kaybetmelerine neden oldu. En tuhaf olaylardan birisi de Paraguay senatörü Celeste Amarilla'nın gerçekten çok çirkin açıklamalarıyla Mbappe'ye saldırması oldu. Ancak maçta yediği tekmelere bile gülüp geçen Mbappe Senatör Amarilla'ya "Paraguay'ı temsil etmiyorsunuz, onlar tüm turnuva boyunca tutku ve onurla mücadele eden bir ülkeydi. Siz görevine yakışmayan aşağılık ve değersiz bir kadınsınız." cevabı mükemmeldi. Kendisi hakkında yapılan Diktatör şakalarına selam çakması, bu yakışıksız senatöre cevabı derken Mbappe de ne kadar olgun birisi olduğunu göstermiş oldu. Paraguay ise sahada kaybetmeyi hazmetmeyi öğrenirse Mbappe'nin de dediği gibi bu oyun tutkularıyla Copa America ve gelecek Dünya Kupası'nda yine müthiş işler yapmaya devam edebilir.
Her Dünya Kupası olduğu gibi 2026'da da hüzünlü vedalar yaşanmaya devam ediyor. Son 32 turunda Portekiz-Hırvatistan karşılaşması oynanırken iki dev efsane Luka Modric ve Cristiano Ronaldo'dan birisinin Dünya Kupası kariyeri bitecekti. Ronaldo, bir tur daha uzatma şansı elde ederken Modric muhteşem milli takım kariyerini sonlandırmış oldu. Daha önce Dünya Kupalarındaki tek hat-trickini yaptığı İspanya karşısına Çeyrek Final için çıkan Cristiano Ronaldo ise Merino'nun son dakikada attığı gol ile bir kez daha ancak bu sefer son kez büyük bir hüsranla Dünya Kupaları defterine son noktayı koymuş oldu. Bu zamana kadar hep futbolu güzelleştirmesiyle bildiğimiz Brezilya'nın bu anlamdaki son özel yeteneği Neymar pek süre bulamasa da saha içerisinde olması bile herkesi heyecanlandırıyordu. Son 16 turunda adeta bir bölüm sonu canavarı olan Erling Haaland'ın Norveç'i ise uzun ara verdikleri Dünya Kupası'nda harika bir özlem giderme serüveni yaşıyordu. Son 20 yılda giderek yeteneklerini kaybeden Brezilya'ya tarihin en acı verici tokatlarından birini atan Norveç adını Çeyrek Final'e yazdırırken, maçın son dakikalarında penaltıdan golünü atan Neymar futbolun en büyük sahnesine buruk bir veda ediyordu.
Son 16 turunun final maçlarında ise turnuvanın göz bebeği Lionel Messi sahne aldı. Mohammed Salah önderliğinde tarih yazmak için buraya gelen Mısır karşısında Arjantin 1-0 geriye düştü. Tam yüzler düşerken bir şans penaltısı oldu, Messi bir kez daha penaltıyı kaçırdı. Mısır her geçen dakika daha da kapandı, kontra kovalamaya başladı. İkinci yarı bir gol attılar iptal oldu, peşinden bir daha attılar. Dakikalar 70'i gösterdiğinde Arjantin 2-0 gerideydi ve Messi'nin vedası çok yakındı. Ancak futbolun son büyük sihirbazı Lionel Andres Messi için kenarda bir kurtarıcı vardı. Bu zamana kadar hep en önde gördüğümüz Lautaro Martinez'in oyuna girmesiyle birlikte Arjantin'in agresifliği yükseldi, önce Messi 80. dakikada Romero'nun kafasına topu kondurup farkı bire indirdi. Sonra sazı eline aldı 83'te skoru 2-2 yaptı. Son dakikada ise bu sefer kendi silahıyla vurulan Mısır kontra ataktan Lautaro'nun ortasında Enzo'nun kafasıyla tarihi bir şok yaşayarak turnuvaya veda etti. Mısır Futbol Tarihi için en üzücü anlardan birisi yaşanırken diğer tarafta Messi'nin göz yaşlarıyla birlikte "Don't cry for me Argentina" çalıyordu. Son maç ise Arjantin-Mısır bizi ne kadar futbola doyurduysa o kadar soğuttu. İsviçre-Kolombiya maçı muhtemelen bu turnuvada oynanan en kötü üç maçtan birisiydi. Doksan dakika bittiğinde iki takımın toplam gol beklentisi 0.70 idi... Uzatmalarda da eşitlik bozulmadı. Penaltılarda Davinson Sanchez'in şutu direğin içinden dışarı çıktı, İsviçre'de Kobel yıldızlaştı ve Arjantin'in rakibi Avrupa temsilcisi oldu. Buraya büyük beklentilerle ve bu maça kadar güzel bir futbol ile de gelen Kolombiya ise belki de İsviçre'den fazla çekinmesinin cezasını çok ağır bir şekilde ödedi. Hem Yeşil Burun hem de Mısır karşısında ölüp ölüp dirilen Arjantin bu kez çok daha soğukkanlı bir İsviçre ile mücadele edecek ve muhtemelen tüm turnuva boyunca Messi'ye en çok iş düşen maç da bu maç olacak gibi gözüküyor.
Önce Hollanda'yı sonra ev sahibi Kanada'yı deviren Fas, iki turnuva üst üste çeyrek final (ve eğer yaparsa yarı final) gören ilk Afrika ülkesi olarak şimdiden tarihe geçti. Belçika futbolun onurunu ve sahada kalması gerektiğini tekrar ispatladı. Çeyrek finaller öncesi futbol ruhu giderek kızışmaya devam ediyor ve artık burada sadece hak eden takımlar var. (belki İngiltere hariç ama Harry Kane ve Bellingham'ın hatırı için onlar da Norveç karşısında bir şansı daha hak ediyor) Bu noktadan sonra kalan sekiz takımdan sadece bir tanesi Dünya'nın en büyüğü olacak ama tarihin en büyük Dünya Kupası bol bol sansasyonu, şahane geçen maçları ve dramalarıyla uzun yıllar kendinden söz ettirecek gibi duruyor.

© 2025 Scrolli. Tüm Hakları Saklıdır. Scrolli Medya A.Ş
