Amerika-Meksika-Kanada üçlüsünde bir Dünya Kupası serüveni geride kaldı. Futbol tarihine geçen dramaları, sansasyonlarıyla yine unutulmayacak bir kupa yaşadık. Ancak şüphesiz ki seneler sonra 2026'ya dönüp baktığımızda aklımızda kalacak en büyük şey "futbolun Amerikanizasyonu" olacak. Son final maçında iyice ayyuka çıkan Amerikanizasyon özellikle yeni nesilde karşılık bulsa da klasik futbol izleyicileri tarafından pek de hoş karşılanmadı. Bu turnuvanın hayatımıza getirdiği yeniliklerin ne kadarı FIFA tarafından kalıcı olarak lanse edilecek bilemiyoruz ama futbolun doğasının büyük bir değişim yaşayacağı kesin gibi.
Futbol sahnesinin çok büyük yıldızları 2026'da muhtemelen son kez karşımıza çıktı. Sakat sakat buraya gelen Neymar, Portekiz'in makus talihini çok kez değiştirmiş Cristiano Ronaldo ve tabii ki son ana kadar, son saniyeye kadar kupanın ucundan tutan Lionel Messi. Şüphesiz en görkemli veda Messi'nin oldu ama sonu güzel bitmedi. Dünya Kupaları tarihinin en sıkıcı finallerinden birinin ardından İspanya, uzatma dakikalarında 1-0 kazanıp kupaya uzandı. Maçın en akılda kalıcı detayı ise Arjantin'in tam 115 dakika boyunca kaleye hiçbir şut çekemeyişi oldu.
Baştan sona domine ettiği bir maçta uzatma dakikalarına kadar golü bulamaması da İspanya adına endişe verici bir gelişme oldu. Yine de Ferran Torres tıpkı 2010'da Iniesta'nın attığı gibi topu bir şekilde üç direk arasına sokup İspanya'yı 2 finalde 2 kupaya taşıdı. Turnuva boyunca sadece bir gol yiyen İspanya'da kupa öncesinde en çok SOS veren savunma kısmı müthiş bir sınav vermiş oldu. Muhtemelen bu İspanya jenerasyonu başta 2028 Avrupa Şampiyonası olmak üzere önümüzdeki pek çok turnuvanın en büyük favorisi de İspanya olacak.
2026'da saha içinde de güzel hikayeler vardı. Turnuvaya en büyük damgayı ise tarihlerinde ilk kez Dünya Kupası'na katılan Yeşil Burun Adaları vurdu. Başta kalecileri Vozinha olmak üzere önce mevcut şampiyon İspanya maçında aldıkları 0-0'lık beraberlik ile kolay lokma olmadıklarını gösterdiler. Sonrasında bir başka şampiyon Uruguay'dan puan alıp onları turnuvanın dışına ittiler. En büyük sürprizi de belki elenmiş bile olsalar Arjantin maçında yaptılar. 1-0 geri düştüklerinde herkes fark bekliyordu, 1-1 yaptılar. Uzatmalarda 2-1 geri düştüler, 2-2 yaptılar. Ancak bir duran top golüyle finalist Arjantin'e elenirlerken turnuvaya büyük bir imza atmayı başardılar.
Cape Verde dışında Paraguay'da turnuvanın belki futbol olarak değil ama mücadele olarak imza takımlarından birisi oldu. Grup aşamasında Türkiye'yi de devirip turnuva dışına iten Güney Amerika temsilcisi. Son 32 turunda Almanya'yı penaltılarla elerken tarih yazmayı başarmışlardı. Son 16 turunda mutlak favorilerden Fransa'ya karşı o klasik sert ama futbolun kirli yüzünü gösteren futbollarından hiç taviz vermediler. Mbappe'nin penaltı golüyle elendiler ama arkalarında bir imza bırakmayı başardılar. Tabii maçtan sonra senatörün Mbappe hakkındaki aşırı çirkin açıklamaları Paraguay'ın mücadelesine gölge düşürdü, neyse ki Mbappe şahane bir cevap vererek gerekeni yaptı.
Afrika temsilcileri grup aşamalarında müthiş bir performans gösterdiler ancak gruplardan sonra tel tel döküldüler. Özellikle Senegal, Belçika karşısında 2-0 öndeydi ve tur artık avuçlarındaydı. son dakikalarda 3 gol yiyerek tarihi bir mağlubiyet ile evlerine döndüler. Maçtan sonra Senegal cephesinde doktordan teknik direktöre herkes eleştiri yağmuruna tutuldu. Mısır da benzer bir şekilde Arjantin karşısında son 10 dakikada 2-0 öndeydi. Ancak Messi'nin söyleyecek son bir sözü daha verdi ve Mısır da kupaya veda etti. Demokratik Kongo, İngiltere'yi elemeye çok yakındı. 1-0 öne geçtikten sonra kale ağzından net bir golü kaçırdılar, sonrasında onlar da Harry Kane performansına şapka çıkarmak zorunda kaldı. Yine de totale ve beklentilere baktığımızda Afrika Takımları için oldukça verimli bir kupa geride kaldı.
Dünya Kupası'na çok büyük beklentilerle gelen ülkeler de vardı. Tıpkı 24 sene aradan sonra katılma hakkı kazanan Türkiye gibi. Ancak büyük beklentiler beraberinde büyük hayal kırıklarını getirdi. Özellikle en yakından bildiğimiz örnekte Türkiye için grup kuraları çekildiğinde bile umutlar çok yüksekti. Ev sahibi Amerika ile son maçı yapacak, Paraguay ve Avustralya'dan en az 4 puan alıp çeyrek final hedefine yürüyecekti. Tabii ki işler istenildiği gibi gitmedi ve Türkiye, Haiti'nin ardından turnuvaya veda eden ikinci takım oldu. Müzesinde iki Dünya Kupası bulunan ve Fede Valverde gibi bir dünya yıldızına sahip olan Uruguay için de hüsranın katsayısı büyük oldu. Kaleci Muslera'nın çok büyük hatalarıyla adeta turnuvadan ettiği Uruguay için grup aşamasındaki bu veda da beraberinde büyük skandalları getirdi.
Her kupanın olağan favorilerinden Almanya, gruptan çıkmayı başardı ama Paraguay'a penaltılarla elenince Berlin'de de işler karıştı. Nagelsmann ile birlikte Alman futbolu da ciddi bir geriye gidiş yaşıyor. Kadrosunda Neymar'ın yer almasıyla bir anda sempatisi daha da yükselen Brezilya 24 yıllık kupa hasretini yeni teknik direktörleri Carlo Ancelotti ile birlikte gidermek istiyordu. Ancak karşılarına turnuvanın en büyük yıldızlarından birisi Erling Haaland'lı Norveç çıktı. Haaland'ın Brezilya'yı erken evine yollaması Brezilya'da "neden artık yıldız yetiştiremiyoruz?" sorusunun çok daha sert bir şekilde sorulmasına neden oldu. Gerçekten Neymar'ın da vedasıyla birlikte son gerçek Brezilya Yıldızı da milli takıma veda etmiş oldu.
Şüphesiz turnuvaya en çok damga vuran yıldız Lionel Messi oldu. 40 yaşına merdiven dayamış haliyle ülkesini finale kadar taşıyan büyücü belki tekrar kupayı kaldıramadı ama hakkındaki pek çok soruya da bir kez daha cevap verdi. Kupanın en büyük favorisi olarak buraya gelen Fransa'nın kaptanı ve en büyük yıldızı Mbappe de bireysel anlamda mükemmel bir kupa geçirdi. 10 gol kupanın gol kralı olurken, Dünya Kupası'nda tüm zamanların en golcü oyuncusu olmayı da başardı. Üçüncülük maçında İngiltere ile tarihi bir maça imza atarak 4-0'dan geri dönmeye de çok yaklaşmıştı. Ancak maçı 6-4 kaybeden fransa birincilik umuduyla gelip, dördüncülük ile yetinmek zorunda kaldı. İngiltere adına tüm gözler Harry Kane'de idi ve bir noktaya kadar Kane gerçekten bu işi yapıyordu. Ancak en kritik anlarda sahneye çıkan Bellingham'da hem boynuna üçüncülük madalyasını taktı hem de önümüzdeki sezon Real Madrid için yeni umutların fitilini ateşledi.
Kadro anlamında büyük potansiyel barındırsa da uzun yıllar sonra Dünya Kupası'na katılan Norveç'te tüm gözler Erling Haaland'ın üzerindeydi. İskandinav yıldız da bu beklentileri boşa çıkarmayan bir performansa imza attı. Takımın gol yükünü üstlenen ve adeta tek başına Brezilya'yı yıkan dev, önümüzdeki yıllar Norveç'in çok daha büyük işler yapabileceğinin sinyallerini verdi.
Turnuvanın ilk maçından son maçına kadar her anında buram buram bir Amerikanizasyon etkisi vardı. Öncelikle sırf turnuva Kuzey Amerika'da olduğu için kuralları değişti. Dört çeyrekli bir futbol izledik, reklam araları uzadı, futboldan çok saha dışı şeyler pazarlandı. Final maçında ise işler ayyuka çıktı. Tam da beklediğim gibi Amerikalılar final için adeta bir Super Bowl kıvamında devre arası şovu hazırlamış. 27 dakika ile futbol tarihinin en uzun devre arası süresi bir Dünya Kupası finalinde yaşandı. Shakira'nın da sahne aldığı bu devre arası gerçekten aşırı sıkıcı geçen final maçına renk katmış olabilir ama futbolun Amerikanizasyona uğraması gerçekten çok can sıkıcı bir hal almaya başladı.
Ancak işin en karanlık kısmında yolsuzluk devreye girdi. Son 32 turunda Bosna'yı eleyen Amerika'da takımın golcüsü Balogun kırmızı kart ile oyundan atılmıştı. Normal şartlarda bir sonraki maçta oynaması mümkün değildi. Amerikan Başkanı Donald Trump, bizzat kendi açıklamasıyla FIFA Başkanı Infantino'yu arayıp "bu ne saçma kural, hemen cezası iptal edilsin" dediğini itiraf etti. Infantino'da rant için her şeyi yapacağı için FIFA'nın ve Amerika'nın ortaklaşa yozlaşmışlığyıla Balogun'un cezasını kaldırdı. Neyse ki Belçika, bir sonraki maçta Amerika'yı çok ağır bir şekilde mağlup etti de en azından halen saha içinde kazanıldığını bir kez daha hatırlatmış oldu.
FIFA 2026 Dünya Kupası, organizasyon tarihinde futboldan daha çok sansasyon ve kaosları ile hatırlanacak. Bu da başta Messi ve Mbappe gibi bu turnuvaya inanılmaz renk katmış oyunculara biraz haksızlık sağlanmış olacak. Tıpkı 1978'de Cunta Arjantin'inde yapılan turnuva gibi 2026'dan da arkaya kötü bir koku kaldı. Yine de dünya genelinde sayıları giderek azalan gerçek futbol severler, halen futbolun o büyüleyici kısmına odaklanmaya devam ediyor. İspanya'nın durdurulamaz formu, Haaland'ın Norveç adına yaktığı umut ışığı, yeni futbol ülkelerinin kendilerini göstermeye başlaması 2026'nın geleceğe dair pozitif bir kapı araladığı konulardan sadece bazıları. Şimdi biraz dinlenip önümüzdeki yenil futbol sezonunda 2026 Dünya Kupası etkilerinin nasıl sirayet ettiğini gözlemleyeceğiz, umarım en azından Avrupa futbolunda tüm bu Amerikanizasyon oyunları çok uzun bir süre daha karşımıza çıkmaz.

© 2025 Scrolli. Tüm Hakları Saklıdır. Scrolli Medya A.Ş
