Orta Çağ'dan TikTok'a bölünmüş uyku düzeni
Modern yaşama endeksli kesintisiz 8 saat uyku alışkanlığı, son günlerde akademik makalelerden ziyade TikTok ve Instagram’da yayın yapan influencer’lar özelinde gündeme geldi. Örneğin TikTok'ta 2.6 milyon izlenmeye ulaşan Lexi Natoli (@yolkfather) gibi bazı içerik üreticilerinin başını çektiği bir dalga, Antik Roma'dan Sanayi Devrimi'ne kadar uzanan "biphasic sleep" (iki fazlı/bölünmüş uyku) modelini yeniden küresel gündeme taşıdı. "Orta Çağ'da kesintisiz 8 saat uyusaydınız insanlar sizde bir sorun olduğunu düşünürdü" çıkışıyla gündeme gelen bu yorumlar, birçok sosyal medya kullanıcılarının kendi biyolojik ritimlerini değerlendirmelerine de yol açtı.
Tarihteki kökleri
Çoğu kişi bu pratiğin köklerini yalnızca Antik Yunan veya Antik Roma metinlerinde geçen arkaik bir alışkanlık sansa da; veriler bu bölünmüş uyku modelinin Orta Çağ'da da yaygın olduğunu gösteriyor. Araştırmacı Roger Ekirch'e göre Orta Çağ’da da insanlar güneş battıktan hemen sonra yatar, gece yarısı uyanarak "ilk uyku" ile "ikinci uyku" arasındaki o sessiz zaman dilimini komşularını ziyaret etmek, dua etmek, ateşle ilgilenmek veya sohbet etmek için kullanırdı. Orta Çağ insanları için gece yarısı uyanık kalınan o bir-iki saatlik "nöbet" (watch) zamanı, karanlıkta tavana bakılarak geçirilen bir anksiyete boşluğu değildi. İnsanlar bu dilimi sönen ateşi harlamak, bira mayalamak, dini ritüellerini gerçekleştirmek, yatakta sosyalleşmek veya komşularını ziyaret etmek gibi oldukça aktif eylemlerle dolduruyordu. Kısacası Antik Roma'da filizlenip Orta Çağ'da toplumsal bir pratiğe dönüşen bu ritim, modern insana "gecenin üçünde uyanmanın" aslında bir hastalık değil, genetik fabrika ayarlarımızdan biri olduğunu fısıldıyor.
Peki, Antik Çağ'dan Orta Çağ'a kadar uzanan bu bin yıllık evrimsel alışkanlık nasıl oldu da tamamen unutuldu? Araştırmacılara göre cevap, insan biyolojisindeki bir mutasyonda değil; icat edilen ilk yapay ışıklarda gizli. Tarihsel analizler, 19. yüzyılın başlarında, özellikle 1807'de Londra sokaklarının gaz lambalarıyla aydınlatılmaya başlanmasıyla birlikte gecenin sosyolojisinin ve ekonomisinin kökünden değiştiğini gösteriyor. Yapay aydınlatma, insanların daha geç saatlere kadar uyanık kalmasına imkân tanıdı; ancak fabrikaların ve yeni iş düzeninin katı mesai kuralları, sabah erken uyanma mecburiyetini değiştirmedi. Oxford Üniversitesi'nden uyku bilimci Prof. Russell Foster’ın da vurguladığı üzere, insanın varsayılan (default) uyku ayarı evrimsel olarak tek bir blok olmamasına rağmen, iki uçtan daralan bu zaman diliminde uyku mecburen sıkıştı ve yoğunlaştı. "İlk uyku" uzarken "ikinci uyku" ile birleşti ve 20. yüzyıla gelindiğinde o tek blokluk modern uyku rejimine dönüştü.
Bilim hangi tarafta?
"Bölünmüş uyku" modelinin klinik bir teze dönüşmesi, psikiyatrist Thomas Wehr’in 1992 tarihli ünlü deneyiyle başladı. Gönüllüleri günde 14 saat yapay ışıktan uzak tutan Wehr, katılımcıların doğal olarak aralarında uyanıklık evresi bulunan iki fazlı uykuya geçtiğini kanıtlamıştı. Ancak bu "kusursuz genetik kod" tezi akademide ciddi bir tartışma konusu. Medical History dergisinde (2023) yayımlanan güncel araştırmasında tıp tarihçisi Dr. Niall Boyce, geçmişi romantize etmememiz gerektiği konusunda uyarıyor: Orta Çağ'daki bu uyku modeli, evrensel bir biyolojik saatten ziyade; geceleyin sönen ateşi harlama, güvenlik sağlama veya soğukla mücadele etme gibi o dönemin çetin hayatta kalma koşullarına verilmiş pratik ve kültürel bir refleksti.
Tarihsel kökeni pratik bir zorunluluk olsa da, günümüz klinik araştırmacıları bedenin aşırı yorgunlukta bu ritme geri dönme eğiliminde olduğunu doğruluyor. Norveç Ulusal Mesleki Sağlık Enstitüsü'nden Dr. Line Victoria Moen'in güncel çalışmaları, yorgun bedenlerin zoraki tek bir blok yerine doğal olarak uykuyu iki evreye bölme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden Prof. Mathias Basner'e göre bu model, kişiyi bedeni hızla onaran "derin uykuya" sokma avantajı sunsa da, ikinci uykuya geçerken yaşanan "uyku ataleti" (sleep inertia) gerçeğini de unutmamak gerekiyor. Tüm bu klinik verilerin ışığında araştırmacıların üzerinde uzlaştığı asıl büyük fayda ise psikolojik: Gecenin üçünde uyanıp "Uyuyamıyorum, yarın ofiste mahvolacağım" anksiyetesine kapılmak yerine, bunu bedenin doğal bir "ilk uyku" molası olarak kabullenmek, uykusuzluğu besleyen o devasa stres döngüsünü kırıyor. Kısacası sistem hata vermiyor; sadece Sanayi Devrimi'nin dayattığı tek blokluk mesai düzenine karşı kısa bir mola veriyor.
